SON DAKİKA

“Çanakkale Savaşı, asil bir milletin tarih sayfasında ben hâlâ varım dediği bir savaştır.”

Söyleşi: Aslı Tuna

Seyit Ahmet Sılay. Türkiye’de tek resmi Çanakkale Koleksiyoneri. 1995 yılında ilk kez gittiği Çanakkale, hayatının dönüm noktalarından biri olur. Büyük Anafartalar ovasında yerde bulduğu bir mermi, merakının başlamasına vesile olarak, savaşa dair malzeme ve belge toplamaya başlar. Savaş ile ilgili objelerin rastgele satılmasını hazmedemez. Malzemeler bir, iki, üç derken bu gün hatırı sayılır bir koleksiyona dönüşür. O günden beri tek amacı, İstanbul’ da bir müze açmak olur. Kendisiyle unutamayacağımız bir söyleşi gerçekleştirdik.

Öncelikle sizi tanıyalım istiyorum…

Ben 1967’de 250 yıldır Ankaralı olan bir ailede dünyaya geldim. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Resim İş Eğitimi Grafik Bölümünü bitirdim. Askerliğimi İstanbul Askeri Müze sergileme kısmında yedek subay olarak yaptım. Orada bütün eserler elimden geçmiştir. Daha sonra bir süre grafiker olarak çalıştım, şu anda Koşuyolu’ n da faaliyet gösteren Emlak Borsası isimli gayrimenkul şirketinin ortağıyım.

Koleksiyonunuzda Kaç obje var?

Bir mermi çekirdeği ile başlayan ve koleksiyonerliğe giden bu yolculuğum da şimdi obje ve belge sayısı 5 bini geçti. En son sayamadım ne var ne yok diye. Ben Topkapı Sarayı Müzesi’ne kayıtlı bir koleksiyonerim. Bu anlamda Türkiye’nin tek resmî Çanakkale Muharebeleri koleksiyoneriyim. Devletin Kağıt üzerinde Topkapı Sarayı’nda kaşıkçı elmasına bakış ne ise buradaki tek bir mermiye bakışıda o. Denetlemeye tâbiyim. Her sene 3,5-4 saat sürer denetlemeler. Eksik var mı fazla var mı bakılır, korunup korunmadığı denetlenir. Sadece Çanakkale ile ilgili malzeme topluyorum. Başka bir alana girmiyorum.

Herhangi bir sergi açtınız mı?

İki sergi açtım bugüne kadar. Biri eski eşimin okulu olan Esat Paşa Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde, diğeri de, geçen sene Yeditepe Üniversitesi’ndeydi. O da 2000 parçalık bir sergiydi. Neredeyse Türkiye’nin en büyük sergisiydi diyebilirim. 70 bin kişilik bir ziyaretçi tarafından gezildi. Bunlar evden polis nezaretinde evden çıkıyor ve sergi mahalline kadar eşlik ediliyor.
Açık konuşmak gerekirse; devletin yapmadığı işi üstlendik. Ben her zaman şuna inanırım: Herkesin bir yaradılış gayesi vardır. Sanıyorum ki Çanakkale de bana Allah tarafından yüklenen bir vazife. İlginçtir, oğlum Oğuzhan’ ın doğumu da 18 Mart…
18 Mart şehitler haftası olarak kutlanır. Birkaç gün törenler yapılır, devlet gider “sembolik” şehitliğe çelenk bırakır, sonrasında da unutulup gider. Ben 7 gün 24 saat bunların içindeyim. Önce obje gelir, onun temizliği yapılır. Mesela öyle objeler geliyor ki aylarca üzerinde çalışıyorum. Mesela bir objenin aylarca ne olduğunu anlamaya çalıştım, bir makineli tüfeğin içyapısı çıktı.

Yakında bir sergi olacak mı?

Kabatepe’de bir müze yapıyorlar, ben de yardımcı oluyorum. Ancak benim gönlümde yatan İstanbul’da bir müze açılmasıdır. Çünkü İstanbul 24 saat uyanık bir şehir, hem de Çanakkale ile İstanbul’u birbirinden ayıramazsınız ki… İstanbul olmasa Çanakkale’nin kazanılma şansı yok. Feryat-ı figan şehit evleri İstanbul’da. Bunun için bir vakıf kurulacak ve elinde Çanakkale ile ilgili malzemesi olan arkadaşlar buraya bağışlayacaklar. Benim çevremde böyle birkaç kişi var ciddi koleksiyon sahibi…

Sizden yardım isteyenler oluyor mu?

Bir gece internet sitesi üzerinden bir mesaj aldım. Diyarbakır’dan Antalya’ya gelmiş bir ailenin üyesi. Anneannesinin babası, anneannesi henüz anne karnındayken şehit olmuş, onlarda merak ediyorlar. Bana da nerede, şehit düştüğünü sordular. Araştırdım, kayıtlara baktım. Çanakkale’de şehit olmamış, oradan Kafkas cephesine gitmiş, orada yaralanmış, Sivas askeri hastanesinde vefat etmiş. Hemen bir mesaj ile bu bilgiyi ilettim. Gece bir buçukta telefon geldi. Bana ulaşan torunu “şimdi biz dayımların evinde toplandık. Anneannem ‘o çocuktan Allah razı olsun, en azından artık ne yöne dönüp dua edeceğimi biliyorum’” diyor. Şimdi bu hadise sadece bir örnek. Birileri yumuşak koltuklarında, devletin verdiği kartvizit ve maaşla hamasi nutuklar atmasın. Kimse bana 21 yaşında şehit olan İbrahim Naci’den, Gazi Seyit Onbaşı’dan daha fazla bedel ödediğini söylemesin! Sessizce bu dünyadan göçüp giden bu kahramanların unutulmaması için ölünceye kadar mücadelemi sürdüreceğim. Çanakkale’ yi bir rant kapısı gören, şehit ve gaziler üzerinden nüfus sağlamaya çalışanları Allah’ a havale ediyorum. Her yazımın ve sohbetimin sonunda şunu söylerim; “ Bu gün aldığımız her bir nefesin, birilerinin verdiği son nefes sayesinde olduğu şuuru ile yaşayalım” Ahde vefasızlık imânsızlıktır. Mekânları cennet olsun.

Yorumlar

Yorum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*