SON DAKİKA

Kişisel Gelişim ve Davranış Bilimleri uzmanı Aşkım Kapışmak ile keyifli röportaj

Siz değerli okurlarımız için Kişisel Gelişim ve Davranış Bilimleri uzmanı Aşkım Kapışmak ile keyifli röportaj yaptık. Ayrıca ‘’Beni Benimle Aldatır mısın?, Aşkımın Beden Dili, Kadınlar Sağdan Erkekler Soldan, Hangi Anne Hangi Babasınız?, Küçük Mutluluklar Kitabı, Terzi, Carpe diem, Dolce Vita, Kalbin Anahtarı’ kitaplarının yazarı Aşkım Kapışmak ile Yazarımız Burcu Şakar keyifli bir röportaj gerçekleştirdi.

askim-kapismak-467x278

Meraklıları için en başından belirteyim. Aşkım Kapışmak, gerçek adı. Sahnede daha etkili olmak isteyen Aşkım Kapışmak, MSM’nde iletişim, beden dili, diksiyon, oyunculuk ve sahne sanatları dersleri alarak üniversitede edindiği bilgileri tek kişilik gösteri şeklinde sahneye koymaya başlamış. Aşkım Kapışmak, şu an üniversiteler, belediyeler, özel şirketlerde gösteri ve seminerler düzenliyor. Bununla birlikte bireysel ve kurumsal danışmanlık eğitimleri de veriyor. Ayrıca kendi adını taşıyan danışmanlık merkezinde bireysel olarak; aile içi çatışma ve ilişki problemi yaşayan kişilere, şirket çalışanları ve yöneticilere, kurumsal olarak; küçük ve büyük ölçekli işletmelere danışmanlık hizmeti veriyor. Etkili iletişim, pozitif yaşam, başarı ve hedef üzerine seminerler düzenliyor. Düzenlediği seminerlerden bir tanesine katıldım. Kitap okurken esneyen ben, hemen ertesi gün gidip farkındalığımın artmasına neden olan bu güzel yürekli adamın yazdığı ne var ne yok bütün kitaplarından aldım. ‘’Beni Benimle Aldatır mısın?, Aşkımın Beden Dili, Kadınlar Sağdan Erkekler Soldan, Hangi Anne Hangi Babasınız?, Küçük Mutluluklar

B.Ş: İletişim danışmanlığı fikri nasıl doğdu?
A.K: Hayatta her insanın yaşamda karşılaştığı ve karşılaşmaya devam edeceği zorluklar var. İstesek de istemesek de bazen ne yapacağımız konusunda zorlanırız. İşte böyle zamanlarda birileri hayatımıza rehberlik ederler. “Bu bazen bir yakınımız bazen de profesyonel biri olur. Çocukluğumdan beri insanların danıştığı biri oldum. Arkadaşlarıma ders veren ailesiyle problem yaşadıklarında destek olmaya çalışandım. Hocalarımın yönlendirmesiyle bu alana merakım arttı. En önemli soru: Ne olacağıma karar vermek ve ne yapmaktı? Aklıma insanları dinlemek ve anlatmaktan başka hiçbir şey gelmiyordu. Ama izlediğim ve tanıdığım diğer uzmanlar gibi olmak istemedim. Dinleyenin yüzünde tebessüm oluşturmaya sebep olmak istiyordum. Bu yüzden
tüm eğitim ve seminerlerimde stand up sürecini kullanıyorum. İnsanın olduğu her yerde ruhsal psikoloji var. İşyeri, ev, sosyal yaşam, arkadaşlık her yerde bir ilişki var. Ve bu ilişki için samimiyet birde kendini bilmek yatıyor. Yıllarca bazı öğretiler tarafından kirlenmiş zihinlerimiz var. Yok 3 adımda liderlik 5 adımda mutluluk gibi saçma ve derinliği olmayan bilgiler. Ayrıca bilim adamlarının her şeyi biz biliriz egoları da beni çok rahatsız ediyordu. Güç zehirlenmesi yaşıyorlar ve ilmi, bilimi, süreci insanın anlayamayacağı dilde gösterip zorlaştırıyorlar. Ben; farklı, kolay ve samimi olmak istedim. Bu yüzden iletişimin olduğu her alanda kendimi geliştirmeye başladım.

B.Ş: Meğer bu ülkenin Aşkım Kapışmak’a ne kadar çok ihtiyacı varmış. Eminim sizde bunun farkındasınızdır. Herkes çok dertli. İnsanları bu kadar güçsüz ve çaresiz kılan ne?
A.K: İnsanlar kendilerini bulmak yerine kendilerinden uzaklaşmaya başladı. Dış etkenlerle baş edemez hale geldiler. Teknoloji bağımlısı ve yalnızlık hastalığına yakalanmaya
başladılar. Hızlı ve etkin çözümler aradılar ama olmadı. Egoları yükseldi ve bu durum kendilerini eleştirmelerini engelledi. Yerleşik korkular ortaya çıkmaya başladı. Televizyonu dost, interneti aşk parayı da tanrılaştırdılar. Hazlara ulaştıkça anlık anlık huzurdan oldular. Popüler kültüre yenik düştüler. Siyaset, medya, haber, sokaklar korku salmaya başladı. Her yerden tehlike akınca kaçışmaya başladılar ve kaçarken bilinçsiz hareket ettikleri için birbirlerine çarptılar. Umutlar azaldıkça çaresizlik duygusu artmaya başladı.

B.Ş: 9‘uncu kitabınız önceki kitaplarınızdan biraz daha farklı ‘Kalbin Anahtarı’ ndan bahsedebilir misiniz?
A.K: Evet diğerlerinden farklı oldu. 2 sene önce sosyal medyada kısa sözler paylaşmaya başlamıştım. Amacım insanların kendilerini iyi hissettirecek paylaşımlarda bulunmaktı. Çok fazla soru geliyordu ve hepsine yanıt veremeyeceğim için tüm sorulara cevap olabilecek sözler yazmaya başladım. Olayın seyri değişmeye başladı. Paylaşım rekorlar kırınca yayınevi ile toplantı yaptık ve yazıları biraz daha açarak kitap yapmaya karar verdik. Birçok insan sözler ve yöntemler sayesinde iyi hissetmeye başladıklarını söyledikçe bizde kitaba kelimelerle iyileş dedik. Ve kalbin anahtarı çıktı.
B.Ş: Bazı dönemlerde hayatımızda bir şeyler ters gidiyor ve tesadüf müdür nedir bilinmez ama kanlı dolunay, Neptün’ün, Venüs’ün etkisi gibi nedenlere bağlıyoruz. Siz bu konuyla ilgili neler düşünüyorsunuz?
A.K.: Benim anladığım bir alan değil. Ben Neptün, Marsa göre yaşamam ve olanın sebebinde kendimi ararım. Benim evrenim Allah’tır. Enerjim ise duadır. Evrene enerji yollamak yerine Allah’a dua ederim.

aşkım-kapışmak (1)

B.Ş: En çarpıcı sözlerinizden birkaç tanesini öğrenebilir miyim?
A.K: Evde mutlu olmayan elde mutlu olamaz. Hiçbir şeyi ben yaptım deme, izin verildi de. Hayatınıza hızlı ve yüksek duygularla girenlere dikkat edin. Hayatınızdan bir şeyler almadan gitmezler.

B.Ş: Son günlerde sıkça karşılaştığımız ‘Tükenmişlik Sendromu’ nedir? Bu sorunla nasıl baş edilir?
A.K: Tükenmişlik sendromu; Yanlış kararlar veren ve yanlış ilişkilerden beklentiye giren, kendini beslemeden kendini harcayan, bir işin başında hırslı olan, her şeyi bir anda yapmaya çalışan insanlarda görülen yorgunluk ve motivasyon kaybıdır. Başetmek için birçok yol gerekebilir. Bazı durumlarda ilaç tedavisi gerekirken bazılarında ise davranışsal terapi ile etkin sonuçlar alınabilir. Örneğin; çok fazla bedel ödeyip istediği sonucu alamadığı iş yada ilişkiye karşı tutumlar ile çalışmak, uzaklaştırmak gerekir. Nefes alıp, zihinini geliştirebileciği anlar sağlanır. Zihinsel ve fiziksel egzersizler öğretilir. Zamanı etkin kullanma çalışmaları gerekir . Bireyi sıkan, yoran ve değersiz kılan alışkanlıklar saptanır ve yeniden dizayn edilir.

B.Ş: Danışanlarınız en çok hangi konuyla kapınızı çalıyor?
A.K: Mutsuzluk, çaresizlik, özel ve iş hayatlarındaki motivasyon kaybı. Etkin beden dili ve iletişim becerilerini öğrenme. Doğru hedef belirleme ve performans yönetimi. En çok da topluluk
önünde konuşabilme konularıyla bana geliyorlar.
B.Ş: Kişileri ve imgeleri yüceltmenin ne gibi zararı vardır?
A.K: Her insanın yaratıcı güce tapmaya ihtiyacı vardır. Eksikliğinin ve yetersizliğinin farkında olan insan bunu kendine ispatlamak için bir şeyleri yüceltip kendini küçültür. Eğer yüceltilen
ilahi güç yerine herhangi bir insan, para, kariyer yada birey olursa dünya hayatında bu yücelttiği şeye tapınmaya başlar. Ama gerçek güce yönelse kendini daha iyi hissedecek iken birey somuta tapar. Altta yatansa gizli çıkarlardır. Bu dünyayı, yaşanmaz hale getirir ve kendini küçültmeye, depresyona sebep olur. Siz hiç Allah’ı yüceltip depresyona giren gördünüz mü? Ama başka bir insanı
yada parayı yüceltip ağır depresyon yaşayan milyonlarca insan var.

B.Ş: İyi insan olmaya çalışmak sorunları çözmeye yeterli mi?
A.K: Bu iyi bir insandan ne anladığımıza bağlı. İyi insan iyilik yapan insan değildir. Kendini tanıyan, neden bu dünyada olduğunu bilen, amacının ne olduğunu bulan, bu amaçta başkaları ile geçinebilme becerisini geliştirebilmiş, her koşulda değerlerini koruyabilen, bireysel ve toplumsal gelişimi destekleyen, etkin iletişim kurabilen, yardımcı olmasada zarar vermeyen, iyiliği tedbirle yapan kişidir.

aşkım05
B.Ş: Her zaman pozitifsiniz ve sürekli sorun dinliyorsunuz. Bu durum sizi yormuyor mu? Yeter dediğiniz anlarda siz neler yapıyorsunuz?
A.K: İnsan programlı olduğunda ve ne istediğini bildiği zaman fazla yorulmuyor. Tabi ki stresli ve sorumluluk getiren bir işim var. İnsan kendini adayınca yorgunluk keyifte veriyor bazen. Ben kitap okur rahatlarım. Sevdiklerimle olur rahatlarım. Eksiklerimi geliştirir rahatlarım. Namaz kılar rahatlarım. Dürüst olur rahatlarım. Kavram sohbetleri yapar rahatlarım. Hava alır rahatlarım. Televizyondan uzak kalır rahatlarım. Hayvan besler rahatlarım. İhtiyaç sahiplerini bulur rahatlarım. Ne kadar çok değil mi?
B.Ş: İnsanlar ifade etmek istediklerini beden dilleriyle ne kadar anlatabilirler?
A.K: İletişimde kelimeler yüzde 10, ses tonu yüzde 30, beden dili ise yüzde 60 etkilidir. Ağzımızla gerçekte anlatmak istediklerimizi saklarız. Ama bedenimizle hep gerçekleri söyleriz. Yaşadığımız
duygular ve aklımızdan geçenler bedenimize yansır. Çünkü neden ile zihin arasında güçlü bir uzantı vardır. Zaten az konuşan ama bedeniyle daha fazla ifade eden insanlara dönüştük

Yorumlar

Yorum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*