SON DAKİKA

Semtimizden çıkan yıldızlarda bu sayı : Altan Erkekli

Onu tiyatro sahnelerinden, televizyon dizilerinden ve sinema filmlerinden tanıyoruz. Bir dönem seslendirme de yapmış ama asıl mesleği oyunculuk. Tiyatrocunun o kendine has duygusunu her an içinde yaşayan ve karşısındakine de o naifliği geçiren çok sıcak, çok kalender bir isim Altan Erkekli. Altan Erkekli’nin bir diğer özelliği ise semttaşımız olması. Ağabeyi Akın Erkekli, semtimizin tanınmış simalarından. Usta Tiyatrocuya sizler için ulaştık ve tiyatro serüvenine başlamasından günümüze, projelerine bir çok konuda keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

img_99651222Altan Erkekli, Türk tiyatro ve sinemasının en başarılı oyuncularından. Akbil biletiyle toplu taşı- ma araçlarıyla yolculuk yapacak kadar mütevazı… Altan Erkekli 1955 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiş. Çocukluğu Koşuyolu’nda geçer. Babası Burhanettin Bey tipik bir Cumhuriyet subayı; annesi Kamuran Erkekli ise çok nüktedan bir hanımmış. Bıyık takar, erkek kıyafeti giyer, sesini değiştirip mahalledeki yaşlıları korkuturmuş. Fıkra anlatır, meddah özelliği olan bir hanımmış. Bazen Yahudi, bazen Ermeni, bazen de Rum taklidi yaparmış. Altan Erkekli de yeteneğini şüphesiz annesinden almıştı. Altan Erkekli annesiyle ilgili bir anısını şöyle anlatır: “İlkokul 1’den beri yatılı okuyorum. Balığı çok seviyorum. Cumartesileri istavrit alınıyor. Evler yakın olduğu için komşulara da koku hakkı gidiyor. Anneme, “Komşulara niye veriyoruz, bize kalmıyor” dedim. O gün iki kilo balık alınmıştı, annem bir kilosunu önüme koydu, “Yiyeceksin” dedi. 9-10 yaşındayım, “Nasıl yiyeyim bu kadar balığı anne” dedim. Cevabı “Yiyeceksin ya da paylaş- mayı öğreneceksin” oldu…Sohbetimize katılma nezaketini gösteren Altan Erkekli’nin ağabeyi Akın Erkekli Koşuyolu’nun en tanınan ve sevilen şahıslarından biri. Altan Erkekli ile sohbetimize çocukluk dönemiyle başladık. Ve sizler için sorduk.

Diyarbakır Maarif Koleji’nde okurken unutamayacağınız bir anınızı bizimle paylaşabilir misiniz?

“Diyarbakır Maarif Koleji’nde okurken bir bayram günüydü. Tarih olarak uzun bir gündü. Cumartesi ve Pazar’ı da içine alan bir gün okulda daimi yatılılar olarak mahsur kalmıştık. Okul idaresi de bir eğlence düzenledi. O zamanın ilginçliği de Maarif Kolejleri şu anki Anadolu Liseleri’nin temeli olan devlet okullarıydı. Türkiye’de toplam yedi taneydi. Bir tanesi Diyarbakır’daydı ve tüm öğretmenler Amerikalıydı, yani Barış gönüllüleriyle okuyorduk. Onlara “Barış Gönüllüleri” deniyordu. Düzenlenen eğlencede her sınıftan birini seçtiler. Bizim sınıf Hazırlık C’ ydi. Bizim sınıftan da arkadaşlarım beni seçtiler. Çünkü ben okulda taklit yapıyordum. Mesela çarşıya çıkıyoruz, Çarşamba öğleye kadar orda bir şey görüyordum akşamüstü okulda onun taklidini yapıyordum. Sınıfın nüktedan öğrencisiydim. Eğlence en küçük sınıftan başlaması gerekirken lise sonlardan başladı. En son da bizim sınıfa sıra geldi, assolist gibi olduk. En küçük olarak Hazırlık C’den ben çıktım. Bir kaç öğretmenin taklidini yaptım, müdürün taklidini yaptım. Müdüreler olsun, Amerikalı öğretmenler olsun, teknisyenler olsun, müstahden kadrosu olsun… Kahkahalarla gülüyor. Müdür kıpkırmızı oldu. 11 yaşındayım. Daha anlayamadım. Meğerse sinirden kızarmış adam. Gösteri bitti ve Amerikalı bir öğretmenim bana dedi ki “You will be great actor” Çok iyi bir oyuncu olacağımı o öğretmenimden duymuştum ilk. Ben İnşaat mühendisi olmak istiyorum tabi. “Ne alakam olur oyunculukla” diyorum. Ertesi gün koridorda ıslık çalıyoruz. Taklidini yaptığımdan olacak ki, akşamüstü bir tokat geldi kafama. Döndüm baktım Müdür bey… Tuttu beni, dedi ki, “Koridorda ıslık çalınmayacağını bilmiyor musun?!” Zaten okulda mahsur kalmıştık, ağlıyorum. “Şimdi ben de senin taklidini yapayım mı?”dedi. Nasıl kinlendiyse bana…. O zaman “kimsenin taklitini yapmayacağım bir daha” dedim o korkuyla. Ağzım yandı bir kere. (Gülüyor)

“Bu ülke de sanat’a çok ihtiyaç var! İnsan ilişkilerinin iyi yapılması lazım, sanat ile insanlar doğru yere, güzel yere gelirler. ”

Neden bir başka meslek değil de inşaat mühendisliği istiyordunuz ?
İnşaat Mühendisi olmak istiyordum çünkü, “Koşuyolu’ndaki evimiz iki katlıydı ama iki ayrı daireydi. Altta müstakil bir daire, üstte bizim 58 m2 evimiz… Bazı evlerin sadece salonu 58m2 … İlkokul birinci sınıftan beri yatılı okudum. Bazı öğrenciler “odamda bu var, şu var” diyordu. Oysa bana sobanın yanında, yere yatak yapılıyor çünkü odam yok. O zamanlar zannediyorum ki, inşaat mühendisleri evleri yapıyor, insanlara dağıtıyor. Ben de “inşaat mühendisi olacağım” diyordum. Çünkü bütün çocuklar kendi odalarında büyüsün istiyordum.

İlk rol aldığınız profesyonel tiyatro oyunu neydi ?
İlk önemli rolüm üniversitedeyken “Kopernikli Yüzbaşı” oyunundaydı. Başrolü canlandıracak kişi gelmedi ve onun yerine Foyt’u ben oynadım. Oyunu izleyen Ankara Sanat Tiyatrosu’nun yöneticileri ve Genel Sanat Yönetmeni Rutkay Aziz, beni Ankara Sanat Tiyatrosu’na davet etti. O dönemde Ankara Sanat Tiyatrosu’nda sahnelenen Maksim Gorki’nin “Ana” adlı oyununda Salih Kalyon görev alıyordu. Salih Abi çocuk oyunları bölümüne geçeceği için başrolü ben oynamaya başladım. Yani ilk profesyonel deneyimim de Ankara Sanat Tiyatrosu’ndaki “Pavel” rolü oldu. Genç yaşta kendinize koyduğunuz hedefler var mıydı? O yaşlarda Ankara Sanat Tiyatrosu’nda tiyatronun temel taşlarından biri olmak hedefimdi. Hedefime ulaştım. Ankara Sanat Tiyatrosu’nda 100’e yakın oyunda görev aldım. Bu oyunların 85’i başroldü. 2000 yılında da “Vizontele” filmi için Beşiktaş Kültür Merkezi oyuncuları ile buluştum. Filmi çektikten sonra yine aynı tiyatronun “Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?” adlı oyunuyla İstanbul’a geldim ve serüvenim böyle devam etti.artist_54601

Eşiniz Ebru Hanımla nasıl tanıştınız?

“Ebru benim ikinci eşim. Aramızda 14 yaş fark var. Ebru, Bilkent Tiyatro Bölümü mezunudur. Öğrenciyken Ankara Sanat Tiyatrosu’na gelirdi. Fuayede öğrencilerle bir arada bulunmak bir Ankara Sanat Tiyatrosu geleneğiydi. Ben Ebru’nun “Altan Abi”siydim. Ebru mezun olduğu yıl Ankara Sanat Tiyatrosu’na Jeanne D’Arc adlı oyunda başrol oynadı. Ankara Sanat Tiyatrosu’nun yüksek maliyetli prodüksiyonlarını çıkarabilmesi için bir oyunun turnede olması lazımdı. Biz de Altan Gördüm’le Nazım Hikmet’in “Yolcu” adlı oyunu için 25 gün turnede dolaştık. Döndüğümde baktım, Ebru benim o güne kadar tanıdığım Ebru değil. “Jeanne D’Arc” saçı bir değişik olmuş. Beni fuayede görünce koştu; “Altan Abicim” diye sarıldı. Ben de ona sarıldım ama bu sefer farklı sarıldım. Böyle hissedince dedim ki; “Eyvah! Bende bir şeyler değişti galiba.” Bunu bir an önce dile getirmeliyim diye düşündüm. “Ebru sana evde tiyatro broşürleri göstereyim, gelmek ister misin?” dedim. “Olur” dedi. Evde tavuk suyu çorba yapmıştım, “Yanına bir şey alayım” dedim. Minibüsten indik. Bir karpuz aldım, Ebru ’nun eline verdim. Bir şeyler daha almak için markete gittim. Ebru da “Ya Altan Abi bu karpuzu benim elime niye verdi? Ne tuhaf davranıyor, karpuzu bırakıp gitsem mi?” diye düşünmüş. Evde tiyatro broşürlerine bakarken Ebru, “Ne güzel bir hayatınız var Altan Abi, ne güzel yaşamışsınız.” dedi. Ben de birden, “Bundan sonra benimle birlikte bu hayata devam etmek ister misin?” dedim. Sarıldı bana. Mutlu evliliğimiz devam ediyor. En son 56 yaşında baba oldum. İlk eşimden bir oğlum var.  Ebru Hanım’la evliliğimden de 2 çocuğum var.

Son olarak okurlarımıza söylemek istedikleriniz nelerdir?
Bu ülke de sanat’a çok ihtiyaç var! İnsan ilişkilerinin iyi yapılması lazım, sanat ile insanlar doğru yere, güzel yere gelirler. Sanat her zaman aydınlıkları verir, her zaman barış ister sanat, her zaman emek, her zaman sevgi, her zaman kardeşlik ister. ‘Prometheus ateşi almış koşturmuş insanlık için’ sanat tam olarakböyle bişey. Kitleleri arkasından koşturur. İnsanlar 2 saat TV’de dizi izleyeceğine mesela sokakta saz öğrenmek istemesi lazım veya gemi maketi yapmak istemesi lazım veya oğlu ile satranç oynaması lazım. TV’de hayata karşı öğretici programlar izlemesi lazım. Yeni bilgiler keşfetmesi, yeni olaylar öğrenilecek programlar olması lazım hayata dair.

Yorumlar

Yorum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*