SON DAKİKA

ACI KAYBIMIZ : ATTİLA ÖZDEMİROĞLU

WEB1Duyguların kâşifi

Sözcüklerle duyguların ortak yazgısıdır eskimek. İnsansa kendini bildiğinden beri durmadan direnir buna. Direnirken de en büyük umudunu müziğe bağlar. Kullanıla kullanıla içi boşalmış, artık duyana da söyleyene de hiçbir şey ifade etmeyen sözlerle duygular, en çok müzikle dirilirler. Müzik bu yüzden ruhun gıdasıdır. Bu yüzden hayatın ve duyguların mayasıdır. Ölü sözcüklere, ölü duygulara yeniden can veren müzik, insanı da tazeleyip hayata bağlar. Ölümün gölgesini çekip alır üzerimizden. Ve yaratıcıları, eserleriyle birlikte, tam da bu yüzden ölümsüzleşirler…

Adını ölümden çok, ölümsüzlükle anmak istediğimiz Attila Özdemiroğlu, 200’ün üzerinde şarkı, 7’si Altın Portakal Ödülü’ne layık görülmüş 60 film müziği, 14 müzikal ve 3000 reklam müziğiyle yer etti içimizde. Duygularımızı ilk günkü saflıklarına, sözlerimizi en eski masumiyetlerine kavuştururken, hatıralarımızı da ölümsüzleştirdi. Kimimizi çocukken “Firuze”yle kucakladı, kimimizi de evde masanın üzerinde “Petrol”le dans ettirdi. Bu şefkatli sarılışlar, dokunuşlar ya da coşturmalarla, hayatın ve yaşamanın ruhunu üfledi kalplerimize ve bedenlerimize. Yeri geldi “Yedi Kocalı Hürmüz”le “Ey Tanrım, tek başına bırakma kullarını” dedik, yeri geldi kalbimizi Ege’de bıraktık onun müziğiyle. Sadece bizi bize anlatmıyor, sinema kahramanlarına da can üflüyordu: Fahriye Abla açık saçık şarkılar söylüyor, rüzgârda açılan kısa etekleriyle en güzel ruh komşumuz oluyordu. Muhsin Bey inandığı şeyler uğruna çabalıyordu çiçekleriyle konuşarak. Masum günahların sesi müzik olup yükseliyordu “Ağır Roman”dan. “Teyzem”in Üftade’si “Bu dünya aşksız çekilmez Umur,” derken, Attila Özdemiroğlu’nun müziği tamamlıyordu hayatın ve aşkın sırrını…

Müziğe duyduğu aşkı yaşama aşkına dönüştüren ve aynı aşkı bize de aşılayan bu büyük müzik adamı, aynı zamanda hukuk okumuş, sekiz yıl süreyle MESAM Başkanlığı yapmış, 30 yıl boyunca Telif Kanunu üzerine çalışmıştı.

Örneğine çok az rastlandığı şekilde, tam yedi enstrümanı profesyonel düzeyde çalıyordu. Her birine bir yaşamın bile az geleceği enstrümanlardı bunlar. Ama o hayatına, bütün bunların yanında, pilotluğu bile sığdırmayı bilmişti.

Ünlü usta ekimde 25 hit şarkısından oluşacak bir albümle yeniden buluşacak bizlerle. Bu çalışmayı, meftunlarının çokça olduğu film müzikleri albümü izleyecek. Ve ardından, hayatını ve sanatını anlatan bir kitap gelecek.

Yeni bir müzik doğarken…
60’lı yıllar, pop müzikte Türkçe söz ve beste yapmanın neredeyse hayal olduğu bir dönem. Yavaş yavaş, çok uzaklardan gelen Batılı tonların üzerine Türkçe sözler yazılmaya başlanır, adına ‘aranjman’ denir. ‘Müziğin başkenti’ İstanbul’da bir ‘pop sıkıntısı’ başlar. Bu yeni akımı kontrol edip üretime katacak müzisyen arayışı başlar. Çare, o dönem caz müziğin başkenti sayılan, Ankara’dan gelir: Adı Attila Özdemiroğlu’dur.

1966 yılında Ankara’dan davulcu dostu Durul Gence orkestrası ile çalışmaya başlar. İstanbul’a yerleşmesinin ikinci gününde Ajda Pekkan’la tanışır. ‘Sevdiğim Adam’, ‘Boş Vermişim Dünyaya’ gibi dönemin hitleri bu üçlüden çıkar. Dönemin pop yıldızları Ajda, Nilüfer ve Füsun Önal onun düzenlemeleriyle daha da parlar.

atilla2,DtBDL_GsfEOVIrHNV72rgASezen Aksu’yla 70’lerin ortasında tanıştı
Ustanın hayatındaki ikinci dönüm noktası da, şüphesiz, 45 yıllık iş ortağına dönüşecek dostu müzisyen Şanar Yurdatapan. 1976’da birlikte kurdukları plak şirketi ŞAT ile tek bir amaçları vardır: Öz kültürümüz üzerinden kitlelere mal olacak bir müzik yaratmak. Yurdatapan’la kendi deyimiyle ‘modern Türk müziğinin anayasası’nı yazarlar. Yerli ama çoksesli, Batılı ama çok hisli…

Sezen Aksu’yu keşfederek Türk popunun seyrini değiştirmesi de, bir Yılmaz Güney filmi olan ‘Arkadaş’ın film müziklerini besteleyerek Yeşilçam’ın acıklı fon müziğini belirlemesi de aynı döneme, 70’lerin ortasına denk düşer. Özdemiroğlu, Aksu ile tanışma hikâyesini “İzmir’den bir telefon… Sezen diye bir şarkıcı İstanbul’a gelip benimle çalışacağını söylüyor. Sesi kararlı. Geldi. Elini masaya koyup şarkısını okudu. Öyle tanıştık…” tevazuunda anlatsa da Aksu, o günü her anlatışında Özdemiroğlu’na bin şükran sunar: “İstanbul’a geldim. Bütün plakçıları dolaştım Unkapanı’nda. Şahane bir sesim olduğuna inanıyorum. Bir tek kişi beni ciddiye aldı: Attila Özdemiroğlu.”

Zülfü Livaneli’ye göre müzik dünyası ikiye ayrılıyor; “Attila’dan önce, Attila’dan sonra…”
Birlikte albümler, turneler yapan, 78-79 tarihli ‘Nâzım Türküsü’ ve ‘Atlının Türküsü’ albümlerini Attila Özdemiroğlu ile birlikte kaydeden Zülfü Livaneli’ye göre, Özdemiroğlu Türk müziğini ‘Attila’dan önce ve sonra’ diye ayıracak kadar kritik bir role sahiptir: “Dünyada çok kişiyle çalıştım ama herhalde Attila tanıdıklarım içinde en yetenekli birkaç müzisyenden biriydi.”

571b3c4b67b0a95d4059c56eDuygu laboratuvarında
“Adı Vasfiye” ya da “Teyzem” gibi bir klasiği, o hüzünlü müziği olmadan düşünmek ne mümkün… Müjde Ar’dan sahne çalacak kadar güçlü müziğin sırrını merak etmemek elde değil. Yanıtı belki de ‘müzisyen’ kimliğinde aramamalı. Kızı Yaprak’a göre sesin her türlü yapısını derinlemesine inceleyen bir bilim adamı; eşi Hepgül Özdemiroğlu’nun gözündeyse duygunun matematiğini keşfetmiş bir kâşif: “Her hissettiğimiz duygunun matematiksel bir karşılığını ve o matematiğin de notadaki yerini keşfetmiş biri.” Evini bilim laboratuvarına dönüştürmüşlüğü de var, pilotluğa merak sarmışlığı da…

“Fahriye Abla”, “Adı Vasfiye”, “Züğürt Ağa”, “Teyzem”, “Muhsin Bey”, “Arabesk”, “Ağır Roman” gibi dönemi değiştiren filmler; “Unutama Beni”, “Kadınım”, “İşte Öyle Bir Şey” gibi klasikler… Atıf Yılmaz, Yavuz Turgul, Ertem Eğilmez, Ömer Kavur gibi yönetmenler; Sezen Aksu, Aysel Gürel, Onno Tunç, Ajda Pekkan, Kayahan, Zülfü Livaneli gibi müzisyenler… Ve tek ortak payda: Attila Özdemiroğlu. Birbirinden tamamen farklı tarza sahip insanlarla çalışabilmesini Livaneli “dost canlısı, mücadeleci, hiçbir zorluk karşısında yılmayan bir insan” olmasına; 48 yıllık dostu Garo Mafyan ise “sükûnetine” bağlıyor: “Sakinliğiyle sizi bayıltabilirdi. Bir şeyi anlatırken hiç yorulmaz, sıkılmazdı. Uçakta yanında korkan biri varsa yol boyu ona uçağın çalışma prensiplerini anlatırdı. ‘Biraz daha anlatırsan kapıyı açıp intihar edecek’ der, gülerdik.”

1586261Bitimsiz gönül borcu
Müziği kadar büyük ve zengin bir hayat yaşan Attila Özdemiroğlu sayısız hatıra bıraktı ardında. Bir yazıya hepsini sığdırmak ya da kimilerini öne çıkarıp kimilerini elemek mümkün değil. Hastalığı sırasında bile kaybetmediği yaşam coşkusuyla “harika yaşadığını, herkese nasip olmayacak heyecanlara sahip olduğu için yaşadığı ömre müteşekkir olduğunu” dile getiren bu büyük sanatçıyı bir dergi yazısında anlatmak, elbette imkânsız. Bizimkisi, yerimiz nispetinde bir anma çabası, bitmeyecek bir gönül borcunu eksik kalacağını bile bile ödeme telaşı sadece… Güvencemiz ise, bu coğrafyada yaşamış herkesin katacağı, söyleyeceği sözlerle o gönül borcunun ancak dile getirilebileceğini bilmemiz…

Yorumlar

Yorum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*