SON DAKİKA

Karanlık Yer

İyi bir ailede doğan, iyi okullarda okuyan, hep şiir yazan, memleket sevdalısı, hatta bu sevdadan hüküm giyip “Vatan haini” ilan edilen, aşk şiirleri dünyaca bilinen, Türk diline “şey” kelimesinisokan, ana diline takla attıran, kominist edebiyatın romantik temsilcisi. Hayatında ki kadınlara methiyeler düzen “seviyorum seni ekmeği tuza banıp yer gibi”, “Hoş geldin kadınım benim hoş geldin”, “ne güzel şey hatırlamak seni” der ama hayatında mutluluk verdiği bir kadın yoktur, Piraye dahil 1931 de Erzincan’da doğan, annesini küçük yaşta kaybeden, yatılı okula yollanan, döndüğünde üvey anne ve kardeşlerinden dayak yiyen, üvey annesi tarafından zehirlenmek istenen, yemeğine cam kırıkları atılan, tüm bunlara rağmen okuyan, kazandığı 100 m koşusunda ödül olarak verilen kalemle yazmaya başlayan, çok seven, sevilen, hayatını devlet memurluğuyla kazanan ama gönlünde ki aslan edebiyat olan şahane şair. Gökyüzünü tane tane tespih yapan, bizi göğe baktıran aşklarıyla ünlü, naif, 2. Yeninin önderlerinden, en müstehcen aşk şiirlerin yazarı…
35 yıllık ömrüne 626 eser sığdırmıştır. Müzik tarihinin büyük dehalarından biri olarak kabul görmüştür. Müzisyen bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen, annesi piyano aldığında çal dediği için piyanoya başlayan, ilk konçertosunu 7 yaşında yazan (ama hiç çalan olmamış) bir deha. Çok genç yaşında ünü Avrupa’yı ve dünyayı sarmıştır. Saray müzisyeni olduktan sonra sarayın içinde çığlık çığlığa kızları kovalarken kralla karşılaşır, üzerini
toparlar “Ben bayağıyım, yapıtlarım öyle değildir” der…
Diyeceksiniz şimdi ne garip bir sıralama…

Sanatçılardan bahsediyorum, Nazım, Cemal, Mozart hem çok azlar hem çoklar.
Onların hepsi karanlığın çocukları, eserleri o kadar ışıklıdır ve ışık olur ki, onlara karanlığı yaşamak düşer. Sanatçıların benzersiz ve taklit edilemez dehaları yerine, onların topluma örnek olmasını bekleriz. “Bizim gibi yaşasınlar” ama “Bizim yapamadığımızı yapsınlar” isteriz.Ama onlar düzenin değil, düzensizliğin çocuklarıdır. Toplum hem hayrandır onlara hem düşman. Toplumun yüklediği hayali misyonları kabul etmezler, dünyevi hiçbir kısıtlama onları engellemez, onlar yaşarken saygıdeğer davranmamış, bildiğimiz tüm kalıplara aykırı yaşamış olsalar da onlar sayesinde dünya saygıdeğerdir. Onların pusulası başkadır. Duyuları çok keskindir, hiçbir kural onlara göre değildir ne canlı gibidirler ne hortlak, kokuları tanırlar, el izinden bile akıl almaz anlamlar çıkarabilirler, inanılmaz bir gözlem yetenekleri vardır. İmkansız diye bir şey bilmezler, zamanları çok azdır, yalnızlardır kalabalıklarda bile. Topluma veya hayata katkı için değil, doğduklarından beri sahip oldukları, hastalık, acı ve eksiklikleri tedavi etmek için yaratırlar. Sanatçıların gerçek yüzlerini sevmezdiniz. Onlarda bunu bildiklerinden her gün yeni yüzler yaratırlar eserleriyle size. Sevilmek için de değil, başka türlüsünü bilmediklerinden. Onların hamurunda olan bizim hamurumuzda olmadığından onların karanlığına akıl sır ermez. Hep uçlarda olsalar da kendilerini kapattıkları yerlerde ışığa hasretlerdir. Onları toplumlar çağlar boyu linç etse de içten içe biliyorlardı bence, karanlığın bilinmezliğinden doğanlar dünyaya saçtıkları ışıktan faydalanamazlar.

Yorumlar

Yorum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*